Dün gece oğlumun odasında uyudum. Sabah çok tatlı uyandı ve gözünü açıp “yanıma gel” dedi. Sarılarak mayışmaya devam etti. Sonra da bıdı bıdı bir şeyler anlatmaya başladı. Çok güzeldi.

Sonra okula gittik ve fena bir ayrılık yaşadık. Asla beni bırakmak istemedi, onu çukura atacakmışım gibi ağladı bangır bangır. Neyse, mecburen ikna oldu ve girdi öğretmeniyle beraber. Çok zordu.

Böyle güzel ya da böyle zorlu anlar tüm klişelerin birbiriyle yarıştığı anlar işte. Bu klişelerden favorim: “tarifsiz”. Ne çok duymuşuzdur bir annenin, evladıyla ilgili duygusunu anlatırken sarf ettiğini bu kelimeyi. Sanki milyon yıllar önce bir anne söylemiş bunu ve sonra diğerleri de üzerinde düşünmeden takip etmiş onu gibi geliyor bazen. Ama ben üzerinde düşündüm ve yine de “tarifsiz”le devam ediyorum. Çünkü bazı hisleri, bazı anları anlatmak çok zor. Bir sürü kelime gerekiyor. Canım “tarifsiz” ise her şeyi kapsıyor :)

Tarif. İrfan. Arif. Bunlar aynı kökten kelimeler.

Tarif: bilme, bildirme.

Arif: bilen.

İrfan: bilgi, sezgi.

Tarif ve arif’in bende hiç olmadığı kesin zaten, onları geçiyorum. Fakat irfan’da kafam karışıyor. Bilmekle sezmek bambaşka şeyler çünkü. Ben anne olarak hiçbir şey bilmiyorum ve bil-e-meyeceğim; ama seziyorum. Sezdiklerimi seçiyorum (çok çoğunlukla) ve sonu ne olursa olsun böyle bir sezme-peşinden gitme ilişkisinde olmak beni çapkın çapkın gülümsetiyor kendi kendime.

Özetle, annelikle ilgili duygusunu “tarifsiz” diye tarif eden o ilk kadının ağzından öpüyor ve ona katılıyorum🤍