Şöyle bir laf duyuyorum çokça: “kendinin en iyi versiyonuna ulaşmak”
Vay vay vaaay! Bu ne iddia! Ve bu ne belirsiz, bilinmez bir hedef. Kim, nasıl karar veriyor acaba kendinin en iyi versiyonuna ulaşıp ulaşmadığına. Birden çıkıp,
“Hah tamam. En iyisi bu. Oh be.”
diyor mu gerçekten birileri?
En. İyi. Versiyon.
Çok yapay geliyor kulağa.
Çünkü hayat en’lerden değil; her halimizden oluşuyor:
Başaran, kaybeden,
azmeden, vazgeçen,
çok seven, çok kızan,
şefkatli, öfkeli,
öteleyen, harekete geçen,
hayaller kuran, mutlak doğrulara tutunan,
neşeli, depresif,
inanan ya da umudunu yitiren…. taraflarımız var.
Kendine kızmak da var, tırnağının ucunu bile sevmek de.
Güneşli günler de var, o güneşe rağmen dışarıya çıkamamak da.
Hemen harekete geçmek de var, aklında fikirlerle senelerce oturmak da.
Çok eğlenmek de var, sıkıntıdan patlamak da.
Var da var..
Ve hepsi hem en iyi versiyonum, hem de hiç değil.
Diyor ya şiirde, “ben tam kendime göre, ben tam dünyaya göre..”
Hah işte, tam öyle 🤍
#kendiiçinedüşenler